12 ARALIK, PERŞEMBE, 2024

Meyus ve Davudi Sesin Ardında: Âdile Sultan

title_image

Toplumdaki okuma-yazma becerisinin saray ve çevresindeki yüksek hiyerarşideki haneler, saray ve söz konusu hanelerdeki okuma-yazmaya/bilgiye erişebilme ayrıcalığının da erkeklerde toplandığı 19. yy Osmanlı sosyal hayatında, Avrupa kıta ülkeleri ve İngiltere’ye kıyasla, Osmanlı kadınlarının mektup ve günlük gibi türleri bile oldukça kısıtlı biçimde kullandığını söyleyebiliriz. Kullanılan mektup ve günlük türlerinin ise yayımlanmış hallerine (kitap halinde yayımlanmış bir ya da iki günlük formunda metnin dışında) niçin rastlayamadığımız sorusunu buraya bırakmak isterim.

İç Dökme Aracı Olarak Divân Şiiri

Saray kadınlarının yazdıkları, “iç dökme” aracı olarak görülen mektup türünde, kadınların iç dünyasını yansıtan izler bulmaksa oldukça zordur zira padişaha yazılan hasret ve aşk mektupları haricinde (örn. Hürrem Sultan’ın Kanuni Sultan Süleyman’a yazdığı mektuplar), çeşitli makamlara ya da devlet işlerine dair kaleme alınan mektuplarda yazanın bireysel dünyasına ait izlere neredeyse rastlamayız (yine yayımlanmış malzeme üzerinden bu tespiti yaptığımı belirtirim). Böyle bir yazın evreninde kadının en erişebilir olduğu aracın şiir olduğunu söylemekte bir sakınca görmüyorum. Fakat yine de, divân şiirinin hayal dünyası ve biçemleri dâhilinde, hareket kabiliyeti sınırlı olan kadın, şiiri hangi ölçüde “iç dökme” aracı olarak kullanabilir? Duygularını yansıtmada ne kadar cesur olabilir?

​Âdile Sultan’ın divânında yer alan bir kısım şiire baktığımızda onun, divân şiirini kimi zaman bir “günlük” gibi hem kendi tarihine hem de yazılı tarihe dair duygularının/yaşadığı olayların kaydını tutmak için, kimi zamansa salt bir “iç dökme”ye vesile olacak dizeler yazdığını düşündüğümüzde, yukarıda bahsettiğim kapalı ve dar değerlendirmelerin dışına çıkabilir ve bir saray kadının yazınına farklı açımlamalar getirebiliriz.

Tahassürnâme kısmında, annesinden bahsettiği bölümlere bakmakla işe koyulmak iyi fikir olabilir: “Validem sevgili canım Zernigâr/Hüsn ü ahlâkı güzel takvâ-şi’ar/Gitdi dünyadan beni koydu yetim/Meskenin ya Rabbi kıl darü’n-na’im” (s.265) 

Belki annesinin simasını bile hatırlamayacak bir yaşta onu yitiren Âdile Sultan, annesini güzel ahlaklı, günahsız görmekle beraber alttan alta da ölümüne sitem etmekte, Allah’tan onun mekânını cennet kılmasını dilemektedir. Annesini yitirdikten sonra halası Esma Sultan ve cariye Nevfidan Kadın tarafından büyütülen Âdile Sultan’ın anne özlemini kaybetmediği aşikârdır. İftiraknâme kısmında ise babası II. Mahmut’a yazdığı dizelerle karşılaşırız: “Öyle me’yûsum ki mislim görmemişdir bu cihân/Vâlidem cânım idi hem vâlidim Mâhmud Hân/Kaldım onlardan sabiyy-i nâtuvan iken yetim/Açdı kalb ü sineme firkatleri zahm-ı a’zim” (s.268)

Babası öldüğünde sadece on üç yaşında olan Âdile Sultan, ona hem analık hem babalık ettiğini söyleyen padişahın ardından şartları elverdiğince yeisini “dünyada benden kederlisi yoktur” diyerek ifade etmeye çabalar. Art arda anne ve babasını “zayıf, korunmasız bir çocuk iken kaybettiğini”, bu kayıpların gönlünde iri iri yaralar açtığını söylerken, yalnız bir çocuk olarak büyümesinin ruhunda bıraktığı etkileri, her ne kadar isyankâr bir tonda olmasa da, tıpkı günlük tutar gibi kaydetmiştir.

Âdile Sultan, dünyaya çevresindekilerin bir bir ölümünü izlemeye gelmiş bir kadındır sanki. Kız kardeşi Sâliha Sultan’ı da genç yaşta kaybedince, ardından “İftirâka uğradı pek çekdi gâm/yaralanmış bağrını deldi sitem” gibi sade dizelerle kederini not düşer. Bir başka kaybı da Mihrimâh Sultan’dır. Yine zamansız ve genç bir ölüm, yine tahassürnâme bölümünde onun iç dünyasını şöyle kaydetmesine yol açar: “Diyerek hayfâ kerimem Mihrimâh/Dahi yaşın yirmi sekiz iken âh” (s.259-61)

​Bir diğer kız kardeşi Atiyye Sultan’ın on altı yaşındayken, otuz dokuzundaki Fethi Paşa ile evlendirildiğini ama şadkam yani sevinçli, mutlu olamadığını, Âdile Sultan’ın günlük sayfası gibi işlediği şiirinden öğreniriz: “Fethi Paşa’ya ‘inâyet eyledi/Haklarında lutf-ü himmet eyledi/Zevci ile olmamışdı şâd-kâm/Bulamadı zevk-ı dünyâyı tamâm. (s.263)

Erkek kardeşi Sultan Abdülmecid’in çok küçük yaşta ölen çocuklarına üzülürken “Gülşen-i dünyaya açılmışdı bunlar gül gibi/Oldular amma hazân-ı mevtile mahv ü hebâ (s.268)” dizelerini yazan Sultan, anne ve babasının bıraktığı boşluğu dolduran ve ona destgir yani yardımcı olan erkek kardeşi Abdülmecid’in ölümüne dair şu dizeleri kaydeder: “Hazret-i ‘Abdül’lmecid Hân eyledi ‘azm-i bekâ/Çün bana olmuş idi hem şâh ü hem yâr u naşir/Hem birâder hem peder hem vâlide hem destgir” (s.268)

Âdile Sultan’ın Mehmet Ali Paşa ile izdivacından memnun olduğu söylenirken, birtakım kaynaklarda da paşanın çapkınlıkları ve sultanın bu çapkınlıkların farkında olduğu gibi sağlam kaynaklara dayanmayan dedikodu mahiyetinde bilgiler yer almaktadır. Bu evliliğin iç yüzünü bilemeyiz fakat Âdile Sultan’ın eşi için yazdığı dizelerden birkaçına göz atarsak, o dönemin sosyal hayatı içerisinde evliliğinden memnun olduğunu söylememiz mümkün olur. Örneğin: “Öyle bir yâr için ‘Âdile ağlar elbet/Bir Muhammed ‘Ali Paşa idi ol dünyada (s.252)”.

Kocasından sonra, izdivacını gerçekleştirdikten dört sene sonra ölen sağ kalmış tek kızı Hayriye Sultan için yazdığı şiirlerse hem bir anne hem de bir kadın olarak onun iç dünyasını şeffaflık ve sadelikle okumamızı sağlayabilir: “Gitdi Hayriyem kerimem derdi geçdi câna âh” (s.268-69)

Bütün bu şiirlerden ayrı olarak Âdile Sultan’ın Sultan Abdülaziz’in ölümüne dair kaleme aldığı şiir ayrıca önemlidir zira padişahın ölümü hep tartışma konusu olmuştur. Abdülaziz’in askerî bir darbeyle tahttan indirilmesi, dört gün sonra “intihar etti-öldürüldü” ikileminde kalan gizemli ölümü, Osmanoğulları tarihinin son gizemli vakasıdır. Bu ölümle ilgili yazılan birçok ağıt ve destandan biri şöyledir: “Beni tahttan indirdiler/ üç çifteye bindirdiler / uyan Sultan Aziz uyan/ Kan ağlıyor şimdi cihân!”.[1] Bahattin Öztuncay'ın hazırladığı ve Aygaz tarafından yayımlanan Hatıra-i Uhuvvet: Portre Fotoğraflarının Cazibesi 1846-1950 adlı kitapta ilk kez görülen bir resimde Abdülaziz'in tahttan indirildikten sonra ve ölmeden önce çekilmiş son fotoğrafı yer almaktadır. Bu resimde saray hizmetçileri laubali bir şekilde padişaha dirsek dayamış, padişah ise eski bir üst baş ve etrafa öfkeyle bakan gözlerle görülmektedir.[2]

İşte Âdile Sultan, şiirini bu şüpheli ölümü anlatmak için kullanır ve Abdülaziz’in intihar etmediğini, bilakis cellatlar tarafından öldürüldüğünü iftiraknâmesinin 13. kasidesinden itibaren söyler: “İşte bu pür-yara sinem gördü bir yara dahi/Uğradı ya’ni cefâ-yı çarh-ı gaddâra dahi/Kardaşım ‘Abdü’laziz Hân Padişâh-ı ‘aşr iken/ (…) Nâ-gehan bir hâl oldu mahşer-i dünya gibi/Düşdü al kanlar içinde goncây-ı hamrâ gibi (s. 269-70)


Bu dizelerden ayrı olarak, divânında bir bölüm olarak kaleme aldığı “Mersiyye Der Hakkı Cennet-Mekân Sultan Abdülaziz Han” mersiyesinde Sultan’ın katledilişini ve etrafındakilerin ondan ‘yüz çevirdiklerini’ anlatır: “Hulûs ile öpenler pâyini yüz döndürüp nagâh/Meded-kâr olmadı hiç kimseler ahvâline eyvah/Cihân matem tutup kan ağlasın ‘Abdülaziz Hân’a/Meded Allah mübârek cismi ki boyandı al kana”. Âdile Sultan’ın şiiri elbette Abdülaziz’in ölümünü aydınlatmak için kullanılabilecek objektif bir belge değildir fakat yukarıda da bahsettiğim gibi tarihsel bir olayın “saray içinde” kaydının tutulması, “günlüğe not düşülmesi” bakımından önemlidir.

[1] Sakaoğlu, Necdet. Bu Mülkün Sultanları. Alfa Yayınları. İstanbul: Eylül 2015.

[2] http://web.archive.org/web/20130715211701/http://www.zaman.com.tr/cuma_sultan-abdulaziz-in-oldurulmeden-onceki-son-fotografi_149486.html

;
0
11
0
Tag: Âdile Sultan ,Nazlı Karabıyıkoğlu
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage